Hayatın getirdikleri bir anlamda bizden götürdüklerine denktir. Kazanmanın verdiği sevinci yaşarken kazanmak için yaptığımız fedakarlıkların bizden neler götürdüğünü düşünmeyiz.
Cebimize, hayatımıza, aklımıza giren o şey ne kadar değerli olursa olsun, onun için harcadığımız en önemli şey sosyal ilişkilerimizdir. Daha da değerlisi zamandır.
Buna belkide yüzyıllardır hayattaki en acımasız gerçek kılıfını giydirdik. Kazanmanın sevinciyle gerçek mutluluğun yerine yüreğimizdekileri serbest bırakmamayı tercih ettik. Kişisel ideal özgürlük yerine "ideal benlik"lerimizin peşinden koştuk.
Bu tarafı hep düşündük ama yapacak cesareti bulamayanların sayısı oldukça fazla. İdeal özgürlüklerini seçen onlarca insanı tanıma fırsatını kaçırdık. Çünkü onlar böyle istediler. Biz de onları unuttuk.
Black Mirror "Nosedive" bölümünde tam da bu ayrımdan bahsediyor. İdeal benliği peşinde koşan üyelerin bulunduğu popülasyonun içerisinde sosyopatlaşmış bir karakterle bizi tanıştırıyor. İlk sahnelerde gelecekte yaşam şartlarının nasıl olacağına dair yorumları izliyoruz. Black Mirror ekibi teknoloji tualini yine çok iyi kullanıyor. Karakterimiz klasik ana kahraman dögüsünde. Yuvasından uzaklaşıp bir başkalaşım geçiriyor ve kendini buluyor.
Kast sistemini bilirsiniz. Toplumun tabakalar halinde olduğu, tabakalar arası sosyal alışverişin bulunmadığı bir dünyayı atlattık. Ama kafasını hala yaşıyoruz. Görünen o ki yaşamaya devam edeceğiz. Bu bölümde de karşımızda teknolojik gelişmelerin getirdiği bir kast sistemi var.
Günlük yaşantı içinde karşılaştığınız herkese oy verebilmek, tanıdığınız tanımadığınız herkesi değerlendirmek nasıl sonuçlar doğurabilir? Bugün cep telefonlarımızda bulunan uygulamalara nasıl not veriyorsanız bu da öyle. Üstüne üstlük bu değerlendirmelerimiz tüm insanlar tarafından görülebiliyor. Trafik kurallarını ihlal eden birini, toplum düzenini tehdit eden birini gördüğünüz anda düşük puan vererek hayatını etkileyebiliyorsunuz. Mahkeme yok, yargıç yok; direk sonuç var.
İyi bir fotoğraf paylaştığınızda beğenilerinizle ortalamanız yükseliyor. Yüksek puana sahip insanlardan prestijli notlar alınca daha hızlı yükseliyor ortalamanız. Yetenekliyseniz ve insanlar sizi seviyorsa elit tabakaya yükseliyorsunuz.
4 yıldızın üzerindekilerin girebildiği bankalardan kredi çekebiliyor, daha yüksek ortalamayla daha iyi bir hayata sahip oluyorsunuz.
Böylece hayatınız puanınız oluyor. Her şeyi onun için yapmaya başlıyorsunuz. Bu size bugünün cüzdanlarını hatırlatsın.
Buraya kadar güzel değil mi? Bence de güzel. Ancak unuttuğumuz şey insan olduğumuz.
Görünüşünü sevmediğimiz birine düşük puan verebiliriz. Çok değerli çocukluk arkadaşımızı düşük puanla görünce onun hakkındaki yargılarımız anıları yıkacak derecede değişebilir. Gittiğiniz restoranda üzerinize şarap döken garsonu azarlamak yerine düşük puan verebilir, işinden olmasına sebep olabiliriz. Kıskançlıklarımızı, öfkelerimizi buraya dökebiliriz.
Bugüne kadar sosyal eleştiriler ve dünya yaşamının gidişatı hakkındaki haklı görüşleriyle beğeni toplayan yapımın en mantıklı eleştrilerinden birisiyle karşılaştık. Mental olarak günümüze çok yakın, zaman dilimi olarak alabildiğine uzak bir eleştiriyle.
Onca zaman sonra değişen tek şeyin yaşam şartları olduğu, insanoğlunun hala aynı kafaya sahip olduğu bu gelecek o kadar da "uzak" değil aslında.